İnterseksüel ŞaLaLa

cinsiyet ve cibilliyetin kaygan zemini

Görünürlük: +1

İmge Oranlı’nın blog yazarlarımızdan Belgin İnan ile yaptığı röportaj KaosGL dergisinin son sayısında yayınlandı. Queer ve Feminizm Yoldaşlığı dosyası ile çıkan bu sayıda interseks bir bireyin de görüşlerinin yer alması artık Türkiye LGBT camiasında “İ”nin de giderek güçleneceğinin işaretlerinden biri ve bizim için interseks görünürlüğü hanesine yazılmış bir +1.

Röportaja blogumuz sayfalarında yer veriyoruz. Siz yine de dergiye abone olup destek vermeyi ve diğer birbirinden iyi makaleleri okumayı da ihmal etmeyin!

Queer Kimlik ve Feminizm Çatışıyor mu? : İnterseks aktivisti Belgin İnan ile Söyleşi

2012 Onur Haftası’nda katıldığım toplantılar sırasında, konuşmaları takiben yapılan soru cevap bölümünde, izleyicilerden iki üç kez Sosyalist Feminist Kollektif (SFK) ile ilgili olumsuz açıklamalar duydum. Türkiyeli LGBT aktivistlerin düzenlediği ve izleyicilerin çoğunluğunun LGBT olduğu bir ortamda neden Sosyalist-Feminist bir örgütle ilgili bir değil bir kaç kez negatif atıfta bulunulmuştu? Türkiye’de Feminist hareket ve LGBT hareket arasındaki ilişki giderek zayıflıyor mu, hep zayıf mıydı, yoksa bu örnek üzerinde durulmasına gerek olmayan, temelsiz bir çıkarsama mı?

Son 6 yıldır kıyısından köşesinden dahil olmaya çalıştığım LGBT hareket (bu “hareket” kategorisinin içine Türkiye’deki LGBT görünürlüğü ve devamlılığı için önemi aşikar olan bir dergide yazıyor olmayı da ekliyorum) ve SFK bağlamında feminist hareket arasında gözlemlediğim bu gerilimi interseks aktivisti, arkadaşım ve yoldaşım Belgin İnan ile tartıştık. Belgin kendini queer bir feminist olarak tanımlıyor, dolayısıyla da queer olma ve feminizm arasında varolduğunu düşündüğüm bu gerilimi, gerilimin sebeplerinin bu kimlik politikalarının özüne dair birşey değil de, bu politikaların yapılma biçimi ile ilişkili olduğuna dair temel kanım hakkında onunla tartışmak, bize kendi deneyimlerini aktarmasını istedim.

İ.O.: Belgin merhaba, öncelikle bize kendini tanıtır mısın?

B.İ.: Tabi. 32 yaşındayım, interseks bir bireyim, gazetecilik yapıyorum ve son yıllarda da kendimi, yani kimliğimi kabullenip bunlarla ilgili birşeyler yapmaya karar verdim. Kendim gibi insanlara ulaşmaya karar verdiğimden beri interseks aktivizmi yapıyorum. İstanbul dışında küçük bir yerde yaşıyorum, dolayısıyla aktivizmim genelde çevirilerle ya da internet üzerinde, blog, sosyal medya gibi mecralar yoluyla oluyor. Türkiye’de interseks insanlar çok kısıtlı, yani ulaşabildiğimiz insanlar çok kısıtlı ama iyi de gidiyor, bundan bir kaç yıl önce hiç hayalini bile kuramayacağımız şeyler yaptık, pankartlarımızla son Onur yürüyüşünde yürüdük.

İ.O.: 2012 İstanbul Onur yürüşünde mi açtınız interseks ile ilgili pankartlarınızı?

B.İ.: Evet, Türkiye’de ilk defa oldu bu, ilk defa interseksler pankart açtı. Daha önce yürüyüşe katılmıştım ama tek başınaydım ve herhangi bir pankartım filan yoktu. Bu son yürüyüşte iki interseks, biz de interseks pankartları açtık, Trans Blok ve Lambda’dan bazı arkadaşlar da interseksle ilgili pankartlar hazırlayarak bizimle birlikte yürüdü, destek verdi. İnsanlar çok merak etti, sorular sordular.

İ.O: Yürüyüşe katılan insanlar mı, yoksa caddeden geçenler mi sordular soruları?

B.İ.: Yürüyüş için gelenler özellikle sorular sordu, çünkü LGBT camiası içinde de interseks ile ilgili bilgi sahibi fazla insan yok aslında, onlar için de çok yeni birşeydi. Biz bir de bu interseks çocuklar üzerinde yapılan izinsiz ameliyatlarla ilgili pankart açtık. İnsanlar panik içinde gelip, “ne oluyor, çocuklara ne yapıyorlar, neden kesiyorlar çocukları” filan gibi sorular sordular, onları yanıtladık, blogun adresini verdik herkese (https://intersexualshalala.wordpress.com), blog çok onemli bir şey oldu bizim için, ulaşabillmek için insanlara, birbirimizi de ordan bulduk. Öyle yani iyi gidiyor şu anda.

İ.O.: İnterseks aktivistleri olarak LGBT’nin sonuna “İ” eklenmesiyle ilgili birşey yapmayı düşünüyor musunuz?

B.İ.: Bunu heryerde çok dile getirdik, ama hala yaygın olarak kullanılmıyor, çok nadiren LGBTİ şeklinde kullanılıyor, sadece LGBT camiadan benim yakın olduğum arkadaşlarım bu konuda duyarlı davranmaya başladılar. Onlar herhangi birşey üretirlerse orda LGBTİ diye belirtiyorlar da ama hala yaygınlaşamadı o kullanım. Bakalım ayın 27’sinde (Nisan) Lambda’da bilgilendirme toplantısı da yapıcaz, LGBT aktivistlerine yönelik interseks bireylerle ilgili bir bilgilendirme, dolayısıyla onlar da bundan sonraki eylemlerindeki ürettikleri işlerde bu konuda daha duyarlı davranacaklardır.

İ.O.: Sen interseksi nasıl tanımlıyorsun?

B.İ.: Sonuçta toplum iki cinsiyete ayrılmış durumda, ama biyolojik çeşitlilik, doğanın işleyiş şekli o kadar basit, o kadar sade değil. İnterseksi de o cinsiyet varyasyonlarından birisi olarak görüyorum, ama nasıl ki biyolojik olarak dişi bir birey kendisini erkek hissedip erkekliğe geçebiliyorsa, kendisine tek bir cinsiyet seçip o cinsiyeti yaşayan interseks bireyler de var, ama öyle olmayan interseks bireyler de var. Tabiki bir hastalık, sakatlık ya da bir cinsel yönelim de değil bu, öyle yani, cinsiyet varyasyonlarından birisi olarak görüyorum.

İ.O.: Peki yani üçüncü cinsiyet olarak mı görüyorsun, yani iki cinsiyetin üzerine üçüncü olarak mı, yoksa zaten cinsiyetlerin ikiye indirgenemeyeceğini mi düşünüyorsun?

B.İ.: İkiye indirgenemez değil, üçe de indirgenemez. Zaten şöyle birşey de var, interseks dediğimiz zaman tek bir biyolojik durumdan bahsetmiyoruz, birbiriyle hiç alakası olmayabilen çok farklı genetik durumlar interseks şemsiyesi altında toplanıyor. Yani farklı farklı sebeplerden ortaya çıkabiliyor interseks durumları, böyle düşündüğümüzde ikili cinsiyet deyip de geçemeyiz, çünkü bu durumların hepsi birbirinden farklı aslında. Mesela genital organ varyasyonları da farklı bütün bu durumlarda, her interseks bireyde farklı bir genital organ yapılanması olabiliyor. Üçe indirgemeyi de yanlış buluyorum, doğa, insan toplumları kadar kesin çalışmıyor, daha farklı daha çeşitli çalışıyor.

İ.O: Anladım, yani kesinlikle bir anomali ya da pataloji olarak görmüyorsun…. Peki, o zaman söyleşeceğimiz konuya geçelim mi…Queer bir birey olarak, feminizmle aranda ya da senin feminizmden anladığın şey ile aranda nasıl bir ilişki var?

B.İ.: Sonuç olarak bir kadın sosyal kimliği ile yaşıyorum, ya da ben kendimi öyle hissetmesem de sokaktaki insan beni öyle görüyor, iş hayatında öyle görülüyorum, ailede öyle görülüyorum, dolayısıyla kadınlar hangi sorunlarla karşılaşıyorsa ben de o sorunları yaşıyorum. Bu da beni o sorunlara karşı duyarlı yapıyor çünkü onlar benim de sorunlarım aynı zamanda, doğal olarak, feminist olarak tanımlıyorum kendimi. Ama aynı zamanda interseks bir bireyim, bu da beni doğuştan queer yapıyor, dolayısıyla ikisi çatışmıyor bende. Zaten feminist olmak için kadın olmak gerektiğini de düşünmüyorum. Kadınlığı ne olarak tanımlıyoruz? Feminizmi tanımlarken ona da bakmak lazım. Bir, sosyal olarak çizilen bir kadınlık çerçevesi var, o çerçeveye zaten kaç kadın uyuyor? Hepimiz uymuyoruz, herkesin kendi kadınlık tanımları var. Onu bir kenera bırakırsak, benim kafamdaki şey, doğada bir dişil enerji bir de eril enerji var. Nedir peki dişil enerji dediğimiz zaman? Şiddetle işi olmayan, daha barışcıl, daha dengeli, vesaire… Dolayısıyla ben feminizmi kadınların karşılaştığı sorunların çözümü ile ilgili bir yöntem, eylemlilik ve tavır olarak görüyorum, ama aynı zamanda dünyayı dişil enerji ile, kadın dili ile yeniden şekillendirecek bir ideoloji olarak görüyorum. Dolayısıyla bir erkek de dünyanın o dişi dil ile şekillendirilmesini kafasında idealize edebilir.

İ.O.: Sence kadın hareketi queer deneyimi anlamakta zorlanır mı?

B.İ: Türkiye koşullarında düşünürsek, evet zorlanır bence. Sanırım bir çok feminist kadında şey tutumu da var… sadece kadınlara has, erkeklere ya da diğer cinsiyetlere kapalı bir alan olarak görüyorlar feminizmi. Onu ben birazcık problemli buluyorum. Şey olarak mı algılanıyor, onu bilemiyorum, ‘size ihtiyacımız yok, biz kendi kendimizi savunuruz’ gibi mi düşünüyorlar… ama benim az önce yaptığım feminizm tanımı, dediğim gibi dünyayı o dişi dil ile tekrar, yeniden yapılandırma ülküsü ise feminizm, bu ülküyü bir erkek de taşıyabilir, bir interseks de taşıyabilir, trans bir birey de taşıyabilir. Dolayısıyla bunu diğer cinsiyetlere kapalı bir alan olarak gören feministlere queer hareketi anlatmak zor olacaktır diye düşünüyorum, ama bu zaman içinde diyalogla aşılabilecek birşey diye de düşünüyorum. Bir yandan da LGBT camia içinde trans erkek arkadaşlar var, trans-feminizm diye yeni bir olgu yaratmaya, feminizmden kopmamaya çalışıyorlar…Onlar da hala o harekete destek vermeye çalışıyorlar. Bununla birlikte, feminist teoriyi de kendilerini içine katabilecek şekilde değiştirmeye çalışıyorlar. Burada şunu da belirtelim, trans olmak ile interseks olmak arasındaki fark da burada ortaya çıkıyor….

İ.O: Translar ile interseksler arasında nasıl bir yaklaşım farkı var?

B.İ.: Trans bireyler bedenlerinin olduğu cinsel kimlikten başka bir cinsel kimliğe ait olduklarını çocuklukta bile hissediyorlar, bunun farkındalar. Biyolojik olarak bir kız çocuğu ise bile, o bunun farkında olmuyor, kendisini erkek çocuğu olarak görüyor. Dışardan kız olarak algılandığından haberi bile olmuyor yani o küçük yaşta. Ama interseks bireyler bunu pek yaşamıyor, en azından kendi adıma konuşayım. Sanırım iki yaşında filan oturmaya başlıyor çocukta cinsiyet bilinci, ben çocukluğumda da kendimi, o zaman tabi bunu adlandıracak bilincim olmasa bile, yine interseks gibi hissediyordum. Oğlan çocuklarına ait bir takım özellikleri de taşıyordum, kız çocuklarına ait bir takım özellikleri de taşıyordum. Her ikisinin de davrandığı şekilde davranıyordum. O zaman da böyleydi şimdi de böyleyim. Nerdeyse bu yaşıma kadar hep şey diye bekledim: “kadın mı erkek mi olduğuma ne zaman karar vereceğim?, hangisini seçeceğim” gibi saçma bir düşünce vardı kafamda, ama yavaş yavaş onu aşmaya başladığımı düşünüyorum. Bunu trans arkadaşlarla da konuştum, “ben böyle düşününce transfobik mi oluyorum?” diye… Onlar ise “Sindy bebeklerle değil kamyonlarla oynuyordum 6 yaşında” diye başlıyorlar hikayelerini anlatmaya, ben de orda çileden çıkıyorum. “Yapmayın, siz bari yapmayın” diye. Onlar da kafalarında o ikiliği taşıyorlar, ben ise bunu algılayamıyorum. Ben bu konularla ilgili çok kitap okuduğum, bilinç olarak aştığım için değil, doğuştan algılayamıyorum, kafamda o ikilik yerleşmedi, ruhumda yok yani, kadın erkek diye net bir bölünme ruhumda olmadığı için ikisi bende karışık halde bulunduğu için toplumdaki o ikililiği çoğu zaman algılamakta zorlanıyorum.

İ.O.: Şimdi biraz provakatif bir soru soracağım, tartışmak istediğim meseleye geri dönmek adına; sence Türkiye’deki LGBT hareket yeterince feminist mi? Bu noktada parantez açarak şunu söylemek istiyorum, ben şahsen Türkiye’deki eşcinsel hareketi çok erkek egemen görüyorum, geylerin çok dominant olduğunu düşünüyorum…sen ne düşünüyorsun?

B.İ.: Bir de kadınların yaşadığı sömürüyü, sıkıntıyı kendileri üzerinden tekrar üretiyorlar. Yani bizim reel bir sıkıntı olarak yaşadığımız şeyleri eşcinsel erkekler romantik fantaziler olarak tekrar üretiyorlar. İşte feminen bir geyin kıllı maço bir erkek bulup o erkeğin ona sert davranmasını istemesi filan gibi, kadın-erkek rollerini yeniden üreten ilişki biçimleri…..erkeksiliği kutsayan bir tavırları var. O sömürü sistemini, o cinsiyet rollerini, bizim eziyet olarak yaşadığımız şeyleri yeniden üretiyorlar. Mesela, sürekli kendisinden daha baskın, daha girişken, daha sert bir sevgili arama hevesi, bunlar eşcinsel erkek arkadaşlarımda gözlemlediğim şeyler. Erkekliğin yanısıra gücü kutsama…Bunun özeleştirisini verenler de var. Bunun dışına çıkabilmiş eşcinsel erkekler de var tabi. Ama mesela, çok katı birşey de var, neredeyse bütün eşcinsel erkeklerde… ne kadar entellektüel ne kadar zeki olursa olsun hepsinin söylediği “ben lezbiyen değilim, kendim gibi kadınsı bir erkekle sevgili olamam”. Hepsinin dediği şey bu, böyle bir önyargı var hepsinde. Benim arkadaşlarım genelde eşcinsel erkeklerden oluşuyor, bir şekilde onlarla daha iyi anlaşıyorum herhalde, en yakın arkadaşlarım o çevreler, çok yakından görüyorum yani onların tavırlarını, ilişkilerini, hallerini….Şu anda, ben baktığımda Türkiye’deki LGBT hareket eşcinsel erkeklerin istilası altında, onların güdümü altında, ama bunun suçu eşcinsel erkeklerde değil ataerkil bir toplum olduğumuz için dolayısıyla LGBT camiada da yine erkekler ön planda… Bir biyolojik cinsiyet olarak erkeklikle ya da eşcinsel erkek arkadaşlarla hiç bir sorunum yok, çerçevesi insanlarca çizilmiş, tahakkümün, erkin kaynağı olan “toplumsal erkeklikle” savaşmak zorundayız, bazen bu toplumsal erkekliği aslında onun kurbanı olan, sıkıntısını çeken kadınlar ve eşcinsel erkekler de sahiplenip sergiliyor, demek istediğim bu.

2 responses to “Görünürlük: +1

  1. serife 27/06/2013, 01:50

    Umarım birsekilda iletisim kurarız negarip hep kendimi hayatin bir yerinde saklamak sanırım ben hata yapmışım ve kendime haksizlik yapmisim sagilar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: