İnterseksüel ŞaLaLa

cinsiyet ve cibilliyetin kaygan zemini

Tag Archives: cinsellik

Salyangozlar Sevişirken Ne DüŞünür ?

*Aşağıda paylaştığımız yazı National Geographic dergisinden alıntıdır.Yabancı kaynaktan türkçeye çeviri bir yazıdır. Yayımlanma tarihi :03/07/2015.

Salyangozların yavaş seks hayatı biz basit insanların alışık olmadığı dinamikler içeriyor.
Belli belirsiz, yumuşak bir dokunuşla başlıyor her şey. Bir dokunaç, ikircikli ve ümitli, yavaşça uzanarak havada asılı kalıyor. Bir anlık duraksama. Tenin tene değişi. Biri diğerini yavaşça okşuyor, yakınlaşıyor. Sonra özenle sarılıyorlar, birbirlerini okşuyor, inceliyor, sarmaş dolaş oluyorlar. Hareket ettikçe parlıyor ikisi de. Ve salyangoz oldukları için her şey çok yavaş gelişiyor. Sürtünme, haz, tüm bu yoğunluk… Salyangozları seks yaparken seyretmek olağanüstü güzel. İlk cinsel birleşmesini yaşamaya çalışan Chip adlı bahçe salyangozu gibi. 

 Bahçe salyangozları açık havada –bahçe teraslarında, ormanların açıklıklarında– sevişiyor. Ve bunu bir, iki, üç saat boyunca sürdürüyor. Alakarga, sarı asma kuşu, kurbağa, yılan, kır faresi, fare, böcek gibi onları yemek isteyecek hayvanlar tarafından görülmesine aldırmadan gökyüzünün altında çiftleşiyorlar. Salyangozların çabuk kaçma şansı yok, o yüzden bu kadar ortalıkta olmak tehlikeli, hem de çılgınca tehlikeli. Neler oluyor? Onları böylesine vurdumduymaz yapan, birbirlerine böylesine derinden saplantılı hale getiren şey ne? Cevaplardan biri şu: Salyangoz cinselliği çok karmaşık. Salyangozların seks yaparken düşünecek çok şeyi var. Çünkü salyangozlar hermafrodit. 

 Yani sizlerden (hermafrodit olmayan insanlardan) farklı olarak bahçe salyangozları, aynı anda hem bir erkek gibi sperm üretiyor hem de dişi gibi yumurta taşıyor.

Bu durum hem bir avantaj hem de sorun. Tennessee’li biyoloji profesörü David George Haskell bir keresinde ormanda yere çömelip sizin biraz önceki videoda gördüklerinizin aynısını –cinsel birleşme sırasında bir çift salyangoz– izlemişti. Onun farkı aksiyonu büyüteç yardımıyla bir metre kadar uzaktan seyretmiş olmasıydı. Salyangozların ruh halini fark etmişti. The Forest Unseen adlı kitabında, uzun süren ön sevişmenin ve cinsel ilişkinin, ateşli olduğu kadar diplomatik incelikte bir koreografisi olduğunu da yazıyor. Salyangozlar birbirinin üzerine çıkmıyor, daireler çiziyor. “Yavaşça pozisyon alıyorlar, daima geri çekilmeye ya da farklı bir yerleşime hazırlar.” Cinsellikleri yoğun, coşkulu, yükseliş, durgunluk ve yeniden yükseliş, “evlilik anlaşmasının koşulları üzerine bir konferans.” Neyin müzakeresini yapıyorlar?

Salyangozlar da dahil çoğu hayvanın spermi bol, üretmesi kolay ve boşaltması eğlenceli. O yüzden cinsel ilişki sırasında salyangozların ikisinin de bunu yapmaya çalıştığını düşünüyor insan.

Buna karşılık yumurta sınırlı ve üretmesi zor ve bu nedenle de değerli. Yumurta kesenizi öyle herkesin döllemesine izin veremezsiniz. Haskell’in düşüncesine göre, salyangozlardan biri diğerinde “hastalık kokusu” alırsa içine girmeye hazır oluyor ama kendi içine girilmesine hiç mi hiç yanaşmıyor. Hiçbiri değerli yumurtalarının hasta bir baba tarafından döllenmesini istemiyor. Bu yüzden alıcı durumundaki salyangoz kavitesini eşine kilitlerken, bu arada kendisi onun içine girmeye çalışıyor. Bu durum diğer hayvanda kızgınlık, şaşkınlık ve hatta haksızlık duygusu uyandırabiliyor.

“Hermafroditlerde,” diye yazıyor Haskell, “bireylerin sperm almaya karşı gardını korurken bir taraftan da eşini döllemeye çalışması nedeniyle çiftleşme tedirginlik yüklü hale geliyor.” Seks açısından açıklamak gerekirse, dört zihinli iki salyangoz karmaşık bir cinsel ilişkiye yol açıyor. “Salyangozların bu kadar ikircikli olmasının nedeni işte bu,” diye düşünmüştü Haskell ormanda onları izlerken. Karar vermeleri gereken çok şey var.

Hermafrodit Bolluğu

Neden hermafrodit olunuyor? Bunlardan çok var mı? İşte size bir sürpriz; hermafroditler her yerde.Bitki aleminin yüzde sekseni hem tohum (polen) hem de yumurta (ovül) üretiyor, hem alıcı hem verici oluyor ve bu da onları hermafrodit yapıyor. Hava yağışlı ve soğuk olduğunda polenleme yapmak için arılara güvenilmeyeceğini öğrendiklerinden, “iş başa kalınca biz bunu kendimiz de yaparız” türü bir yedek plan geliştirmişler.

Genel olarak hayvanların cinsiyetleri oluyor, erkek ve dişi olarak ayrılıyorlar. Ancak Stanford biyoloji profesörü Joan Roughgarden, The Genial Gene adlı kitabında bir hesap yapıyor. Hayvanlar aleminin yüzde 75’ini oluşturan ve hermafrodit olmayan böcekleri bir tarafa bırakırsak, elimizde “….tüm hayvan türleri içinde 1/3 oranında hermafrodit tür” kaldığını yazıyor. Büyük bir hermafrodit yüzdesi bu.  

Yani Kimler Hermafrodit?

Pek fazla önem verdiğimiz hayvanlardan değil bunlar (parazit, bağırsak kurdu, yıllık balığı, papağanbalığı, müren, kaya midyesi, solucan, tenya ve daha nicesi) ama cinsiyetleri alışılmışın dışında. Yaşamları boyunca hem verici hem alıcı olabiliyorlar ya da taraf değiştirebiliyorlar. “Sonuçta,” diye yazıyor Roughgarden, “tüm bitkiler ve hayvanlar ele alındığında hermafrodik olan türlerin sayısı, dişisi ve erkeği olan türlere eşit. Ve bu cinsiyet biçimlerinin herhangi birini “standart” olarak değerlendirmek mümkün değil.Erkek/dişi durumunun doğanın tercihi olduğunu düşünenlerin doğaya bakmadığını söylüyor Roughgarden. Ve hatta daha da ileri gidiyor.

Cinsiyetler mi Önce Geldi Hermafroditler mi?
“Hermafrodit mi yoksa erkek/dişi mi daha önce ortaya çıkmıştı?” diye merak ediyor Roughgarden. Gerçekten hayvanlar cinsiyetlerini kazanmadan önce hermafrodit olarak ortaya çıkmış olabilir mi? Böyle bir şey nasıl yaşanmış olabilir? Roughgarden, meslektaşı Priya Iyer ile birlikte hazırladığı bir rapordan bahsediyor.
İlk hayvanların muhtemelen hem sperm hem de yumurta taşıyıcılar olarak ortaya çıktığını, alt gruplardan birinin penisi boşluğa sokma, spermi hedefe nişan alma ve yöneltmede çok ustalaşmış olabileceğini öne sürüyorlar (araştırmacılar buna “adrese teslim” adını veriyor). Bunu öyle büyük bir başarıyla yapıyorlardı ki giderek daha az yumurtaya ihtiyaç duymaya başlamışlar ve sonuçta sperm nişancısı, veya günümüzdeki adlarıyla “erkek” haline gelmişlerdi.
Bu gelişme sonucu diğerleri, spermden tamamen vazgeçerek yumurtalarını korunaklı köşelerde saklamaya odaklanma ve böylece “dişi” durumuna gelme şansını elde etmişti. Böylece giderek daha fazla sayıda hayvan cinsiyet sahibi olmayı kendileri için bir avantaj olarak görmeye başlamıştı.
Ayer ve Roughgarden böyle bir şeyin yaşanıp yaşanmadığından tam emin değil. Var olan kanıtlara göre öykünün “iki yöne doğru” çekilebileceğini söylüyorlar.
Alternatif görüş ise hayvanların en başında Adem ile Havva misali cinsiyetlere ayrılmıştı ama elverişsiz durumlarda istisnalar yaşanıyordu. 

 Örneğin bir grup hayvan düşünelim, örneği somutlaştırmak için de adına salyangoz diyelim. Tür olarak bir facia atlatıyorlar, korkunç bir hastalık, buzul çağı, yeni bir güçlü yırtıcı ya da belki bir yanardağ patlaması.

Ve böylece elimizde tek bir birey kalır, yalnızdır, üreme olasılıklarını araştırmaktadır, etrafta dolaşmakta, biriyle, üreyebileceği herhangi biriyle karşılaşmayı ümit etmektedir ve çok ama çok uzun stresli bir dönemin sonunda en sonunda aradığı şeyi bulur. Giderek yakınlaşır, heyecan doruktadır.Ama kur yapacak kadar yakına gittiğinde birdenbire fark eder ki –hayır, olamaz– onun da cinsiyeti aynıdır…

Burada yavru olanağı yok. Böyle bir durum yüzde elli olasılıkla yaşanıyor (istatistiklere göre ihtimal bu). Artık böyle bir durumda erkek/dişi ayrımı dostunuz değil düşmanınızdır. Şimdi bir hermafrodit, ihtiyacınız neyse hemen o olan bir erkek/dişi salyangoz için neler vermezdiniz. Bir hermafroditle (yine istatistiklere göre) her zaman yavru yapabilirsiniz. Dünya varmış! Belki de böyle bir şey yaşanmıştı. Cinsiyet farklılığı, yavru edinmeye yaramadığı zaman (ve anne baba olarak orada bulunmak zorunda olmadığınızda) ortadan kalkıyor.

Hangi öykü doğru? Bilmiyoruz. Belki de tek öykü, doğanın esnek olduğu. Cinsiyet fayda sağladığında cinsiyetiniz oluyor. Sağlamadığında, olmuyor. İnsan olarak unuttuğumuz şey flörtleşmek, birleşmek, yavru yapmak için bir sürü yol olduğu. Dünya kur yapma yollarıyla dolu. 

İnterseksüellik Üzerine Bir Röportaj ve “Takıldıklarımız”

Bir soru : Doğa Ana’ nın (inancınıza göre buraya Tanrı gibi başka bir özne de koyabilirsiniz) bize doğuştan verdiği kimlikler bir kusur mudur ? 

Aşağıda sizinle paylaşmak istediğimiz röportaj 2006 yılında Hürriyet gazetesinde yayımlanmış. İnterseksüellik üzerine internette rutin aramalar ve kontroller yapıp yeri geldikçe sizlerle paylaşıyoruz. Ama tabii internet ortamı uçsuz bucaksız bir okyanus gibi olduğu için bazen bizim gözümüzden böyle yazıların kaçtığı olabiliyor. Cumhuriyet gazetesindeki röportajımızdan sonra röportajı yapan arkadaşımıza aşağıdaki okuyacağınız röportajı yapan İstanbul Üniversitesi Çocuk Cerrahisi’nden Prof. Dr. Hüseyin Özbey mail atarak ulaşmış ve kendilerinden bahsetmiş. Biz de bu sayede kendilerinden haberdar olmuş olduk. Ve ilk yaptığımız şey hemen bu konu hakkındaki  “tıbbi içerikli” sitelerini incelemek oldu. Tabii ki biz  onlar kadar işin tıbbi , teknik ,bilimsel yanına vâkıf değiliz. Ve böyle bir şeyi iddia etmiyoruz. Ayrıca kendilerine bu blogun bir yazarı olarak saygım sonsuz. Ancak biz bizzat interseksler olarak (haliyle) işin tıbbî yönünden daha çok sosyal boyutuyla ilgiliyiz.  Ve bizim durumumuzla ilgili olarak tıp camiasının bunu bir “bozukluk” ( ingilizcesiyle disorder) olarak tanımlanmasına karşı çıkıyoruz. Biz bu durumun “doğa ana”nın bize sunduğu “çeşitliliğin” bir parçası olduğuna ve herkesin “cinsiyet skalasında” ayrı noktalarda durduğuna inanıyoruz. Erkek ve kadın olmanın ” tam , kesin, net ve tek doğru , normal “ ve bunun dışında kalan cinsiyet kimliklerinin de “bozukluk “olarak adlandırılmasından oldukça rahatsızlık duyuyoruz. Bu bakış açısıyla transeksüellik gibi cinsel kimlikler veya lezbiyen’lik ve gay’lik gibi cinsel yönelimlerin de bozukluk ve hastalık olarak tanımlanabileceğini ve bunun da artık çok gerilerde bırakılmış bir yanlış olduğunu düşünüyoruz. Sonuçta “normal” kime göre , neye göre “normal” ? Bu Normları kim belirliyor ? Bu belirlenen normlara neden koşulsuz hepimiz uymak ve kendimizi bu kalıplara sokmak zorundayız veya daha önemlisi zorunda mıyız ? Bunların bizim sorguladığımız kadar en az sizlerin yani interseks olmayanlar ve kendini “normal” görenler tarafından  da sorgulanması  gerektiğine inanıyor ve tavsiye ediyoruz. . Eğer tüm farklı genetik varyasyonları , yönelimleri durumları vs. hastalık veya bozukluk olarak kabul edeceksek o zaman interseksliği de edelim.Sonuçta hiç kimse “mükemmel” değil. “süper kusursuz insan” yok. Herkes farklı genetik bir öyküyle  , genetik bir yükle doğuyor.  Genetik özelliklerimiz bizi ve kim olduğumuzu belirliyor. İşte biz de genetiklerimizin ve diğer bir çok faktörün belirlediği “biziz”.Biz interseks bireyleriz. Biz hasta değiliz. Biz sizlerin tanımladığı gibi “bozuk” değiliz. Biz buyuz. Tarih boyunca var olduk. Adımıza efsaneler oluştu bu topraklarda. Ve insanlık var olduğu sürece de olmaya da devam edeceğiz. Çünkü biz doğa ananın sunduğu ,ortaya koyduğu çeşitlilik içinde varız. Politik alanda olduğu gibi sosyal alanda da çoğulculuğu benimsemenizi tavsiye ederiz naçizâne diyerek aşağıdaki röportajı aydınlatıcı olduğuna inanarak sizlerle paylaşmak istedik. Röportajın içinde, blogumuzda bahsi geçen ve interseks bireylerin izni alınmadan yapılan kozmetik “düzeltici” (!) ameliyatlara karşı artık dünya çapında karşı seslerin yükseldiğinin bahsedilmiş olmasından da memnuniyet duymaktayız.  Bu yukardaki uzun girizgâhı röportajın içinde ve yazının sonunda adresi verilen derneğin sitesinde bazen bizi rahatsız edebilen “dil” (*metin içinde geçen hastalık , bozukluk , kusur gibi tanımlar gibi) nedeniyle yapma gereği duyduk.

Sayın Hüseyin Özbey‘e de halkı bilgilendirdiği ve Sayın Ezgi Başaran‘a da bu konudaki ilgisi ve hassasiyeti  için ayrıca teşekkürü borç bilirim.  Daha uzatmadan röportaja geçebiliriz.  

Özellikle belirtmekte fayda var aşağıda okuyacağınız röportaj 29Nisan 2006 tarihinde Ezgi Başaran Tarafından Hürriyet gazetesi için yapılmış ve yayımlanmıştır.

Röportaj yapılan kişi: İstanbul Üniversitesi Çocuk Cerrahisi’nden Prof. Dr. Hüseyin Özbey

 Röportajın orijinal linki : http://www.hurriyet.com.tr/pazar/4334854_p.asp

<<Genetik kusurlar yüzünden oluşuyor, iki yaşına gelmeden teşhisi gerekiyor>>

Yarın Harbiye Askeri Müzesi’nde, tek günlük uluslararası bir sempozyum düzenleniyor. Intersex adlı sempozyumda, halk arasında hermafrodit ya da çift cinsiyetli olma olarak bilinen ama doktorların cinsel gelişim kusuru demeyi tercih ettikleri doğumsal hastalık tartışılacak. Sempozyumu düzenleyen, İstanbul Üniversitesi Çocuk Cerrahisi’nden Prof. Dr. Hüseyin Özbey’le bu çok az bilinen hastalığın detaylarını konuştuk. İşte tıp literatüründe de henüz fikirbirliğine ulaşılamamış yanlarıyla, akraba evliliğinden doğan çocuklarda normalden 3 kat daha fazla görülen cinsel gelişim kusurları.

Cinsel gelişim kusurlarının kökeninde, genelde genetik yapı bozuklukları bulunuyor. Genetik olarak, kadın 46,XX; erkek ise 46,XY kromozomlarına sahip. Ancak, normal kromozom yapısı olmasına rağmen farklı bir genetik kusur; testis ya da yumurtalık yapısında bozukluğa, hormon (östrojen ve androjen) sentezi eksikliği ya da fazlalığına, ya da hormonun etki mekanizmasında bir kusura sebep olabiliyor. Bütün bunlar da dış genital yapı dediğimiz cinsel organların, kromozom yapısına uygun olarak gelişmemesine neden oluyor.

PENİS KÜÇÜK, KLİTORİS BÜYÜK

Cinsel gelişim kusuru gösteren hastaların cinsel organları bizim düşündüğümüz “normal” erkek ve kadın cinsel organ yapısından farklı. Bunların başında penis boyu, klitoris büyüklüğü, vajen yapısı ve idrar yolunun özellikleri geliyor. Penis boyu, yeni doğan normal bir bebekte en az 2 cm olmalı, klitoris boyu da 0,5 cm’i geçmemelidir. Erkek çocuğu, idrarını penisin ucundan, kız çocuğu da görünür olması gereken vajen açıklığının hemen üzerinden yapmalıdır.

Androjen etkisinin eksik ya da kusurlu olması, erkek çocukta dış idrar yolu deliğinin normalden daha geride olmasına yol açar. Kız çocuğunda ise androjen etkisinin fazla olması, vajenin kapanmasına ve klitorisin büyümesine hatta penise benzemesine sebep olur.

AİLE PSİKOLOJİK DESTEK ALMALI

Bu tür gelişim kusurlarının, doğumdan hemen sonra ya da cinsel kimliğin oluştuğu 1,5-2 yaşından önce tespit edilmesini doktorlar çok önemli buluyorlar. Çünkü fark edilmeyen ileri derecedeki bir kusur, ailenin yanılmasına, çocuğun karşı cinse özgü davranış modeline uygun yetiştirilmesine yol açabiliyor.

Bu durumda, örneğin yanlışlıkla erkek çocuğu gibi yetiştirilen 3-4 yaşlarındaki bir kız çocuğunun tekrar kız yönünde (doğru yönde) yetiştirilmesi için ailenin oturduğu semti, hatta şehri terk ederek kimsenin onları tanımadığı bir başka yere taşınması gerekebiliyor. Haliyle, bu çocuklar ve ailelere psikolojik destek şart oluyor. Bu yazının devamını oku