İnterseksüel ŞaLaLa

cinsiyet ve cibilliyetin kaygan zemini

Tag Archives: transseksüel

Bir Söyleşi : Alanında Türkiye’nin en yetkin akademisyeni ile Transeksüellik , İnterseksüellik ve Türk tıbbının bu konudaki evrimi üzerine konuşulanlar

Öncellikle merhaba 🙂

       Biliyoruz uzun zamandan beri herhangi bir paylaşım yapmadık , hem kişisel meseleler hem de biraz üşengeçlik ve elimizde yeterli nüve olmamasından dolayı biraz arayı açtık ama çok sağlam olduğunu düşündüğümüz bir röportaj ile döndük. Röportajı T24 haber sitesinden Hazal Özvarış , Prof. Dr. Şahika Yüksel ile yapmış. Şahika Hanımın; cinsellik , cinsel psikoloji , cinsel kimlik ve cinsel yönelim konularında ne kadar önemli ve yetkin bir insan olduğunu , türk tıbbının bu konudaki gelişiminde çok önemli bir payı olduğunu hatta bir çok açıdan bir ilk olduğunu röportajı okuduğunuzda göreceksiniz. Röportaj temel olarak transseksüeller üzerine olsa da hep söylediğimiz gibi transseksüllere fiziksel ve ruhsal olarak en çok benzeyen ve yakın olan grup olarak interseksüelleri ve bu konuya merakı olanları da ilgilendiriyor. Zaten röportaj içerisinde sıklıkla interseksüel ifadesi de geçmekte. “İnterseks” sözcüğünün bile belli bir evrim süreci sonucunda artık tıp uzmanları tarafından kullanıldığını belirtmek gerek tıpkı “transseksüel” kelimesi gibi. 

     Röportajı okuduğunuzda yıllar öncesinde ve hâlâ,  transların ve intersekslerin toplumsal , çevresel ve ailevî açıdan nasıl zorluklarla karşılaştığını , bunun yanında  devletin saçma ve bilimsellikten uzak uygulamalarını ama yine de kör topal şekilde de olsa bu meselelerde yavaş yavaş olumlu gelişmeler yaşandığını göreceksiniz. Tabii ki bu ilerlemede Şahika Hoca gibi değerli insanların emeği ve payı büyük. Kendisine yıllar içindeki tüm çalışmalarından ve öncülük ettiği tüm gelişmelerden ve bunun yanında yeri geldiğinde kendisini de sorgulayarak kendisine de özeleştiriyle yaklaşmasından   ötürü çok teşekkür ediyoruz. Ayrıca bir özel teşekkürü Sevgili Hazal Özvarış‘a da bir borç biliriz , yoğun gündem maddeleri arasında böyle görülmeyen, aslında görülmek istenmeyen önemli meselelere de eğildiği ve tanınırlığımıza, bilinirliğimize destek olduğu , sesimizi duyurduğu için…

Korkma, dinle, anla: Şahika Hoca transseksüelleri anlatıyor

“Bülent Abi.”

33 yıl önce ameliyat olmuş Bülent Ersoy’a ithafen kamuoyu önünde zaman zaman “yanlışlıkla” söylenen bu söz, Türkiye’nin tüketilemeyen magazin malzemelerinden biri. Bu haberleri okuyunca neredeyse bir refleks olarak yapılan kıkırdamayla cinayet arasında uzanan yolun ismi de transfobi.

Çoğunluğun ortaklaştığı bu fobi nedeniyle, kasten öldürmenin cezası müebbet hapisken öldürülen kişi transsa katilin şu iki cümleden birini söylemesi hakimlerin ceza indirimi vermesi için yeterli olabiliyor:

“Kadın sanmıştım.”

“Bana ters ilişki teklif etti!”

Böylece “serde erkeklik olduğu” söylenen hakim, muhtemelen hemcinsi olan katile “haksız tahrik” yapıldığına kanaat getiriyor ve Türkiye’nin bir Avrupa birinciliğini daha elinde tutması garantileniyor.

Sadece mahkeme salonunda değil, devletin izini bıraktığı her alanda yaşadıkları nefret, saldırı ve cinayetler nedeniyle 16-22 Haziran arasında yapılacak Trans Onur Haftası’nın teması “Faili Devlet.”

Gazetelere yansımayan ya da popüler programlarda konuşulmayan transların Türkiye’sini öğrenmek için Prof. Şahika Yüksel’i ziyaret ettik.

Prof. Dr. Şahika Yüksel

Yüksel’in 40 yılı aşkın kariyeri, Türkiye’nin hukuk ve sağlık alanında translara bakışına da mim koyuyor.

Meslektaşları transseksüelleri geri çevirirken farklı bir yol seçen Şahika Yüksel, doçent olduktan sonra, 1985’te İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne gelen transseksüellerle görüşmeye başladı. İlkeleri yurt dışındaki meslektaşlarına danışarak öğrenen Yüksel, transseksüelliğin ameliyattan ibaret olmadığını, sürece bakımı da katarak gösterdi. 80’li yılların sonunda grup tedavisine başlayan Yüksel, çok geçmeden Anadolu’dan transseksüellerin kapısını çaldığı isim oldu.

Geçen sene emekliliğini isteyen Yüksel, İstanbul Psikososyal Travma Birimi’nin kurucu başkanı, Cinsel Eğitim, Tedavi, Araştırma Derneği’nin (CETAD) kurucu üyesi ve eski Türkiye Psikiyatri Derneği Başkanı olmanın yanı sıra Mor Çatı Sığınağı Vakfı ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın da kurucu üyelerinden.

1970’lerden 2010’lara uzanan deneyimleri alternatif bir tarihi de barındıran Şahika Yüksel’in T24’ün sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

1970’lerde cinsiyet değiştirme  ameliyatları nasıl yapılıyordu?

– LGBTİ sizin hayatınıza nasıl girdi?

Psikiyatriye 1972 yılında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü’nde başladığım Türkiye’de gerek cinsellik, gerek cinsel sorunlara akademik alanda ilgi varsa bile örtülü idi. Dolayısıyla, bu konularda bilgisiz öğrencilerdik. Dünyada da cinsel tedavilerin yeni geliştiği bir devreydi. Gey ve lezbiyenleri 1968 hareketiyle duymaya başlamıştık. Ama o devrede ruh sağlığı ve sorunların hepsi benim için yeni idi. LGBT’lerle ilgilendiğimi hatırlamıyorum. Cinsel yönelim, cinsel kimlik değiştirme pek bilinen şeyler değildi. Ana akım içinde de, marjinalde de yoktu. İlk hatırladığım şey 1970’lerin sonunda Türkiye’de çok önemli bir estetik cerrahı olan Prof. Ali Nihat Mındıkoğlu. Cinsiyet değiştirme ameliyatları yapıyordu ama o sırada bu ameliyatların hangi ilkelerle, kimlere yapıldığı konularında netlik yoktu.

‘Uğur Dündar’ın programından sonra  üniversiteler translara kapıları kapadı’

– 1970’lerde “Ben cinsiyet değiştirmek istiyorum” diyen biri, parası da varsa, Mındıkoğlu’na gidip ameliyat olabiliyor muydu?

Bir piskiyatrist rapor veriyordu, ancak henüz ilkeler netleşmemişti. Ameliyata talip olanların tümü kendilerinin ne olduğunu bilen ve dönüşüme hazır kişiler değildi, aralarında muhtemelen eşcinseller de vardı. Uğur Dündar, Mındıkoğlu ile bir program yaptı. Ameliyatlardan bahsederken televizyon yayınına “Benim hayatımı mahvettin” diyen, Mındıkoğlu tarafından ameliyat olmuş bir kişi girdi. Bundan sonra Mındıkoğlu tıp camiasından dışlandı. Üniversitede öğretim üyesi olan Mındıkoğlu olayından sonra resmi bir karar olmasa da Türkiye çapında bu ameliyatlar uygun olmayan yerlerde, gizli yapılmaya başlandı. Çok zor ameliyatları yapabilen üniversiteler transseküellere kapıları kapamıştı. 1985’te transseksüellere görüşmeye başlayana kadar bu konuda konuşan tek hocam Prof. Metin Özek olmuştu.

1980 sonrasında ‘duvar’ ameliyatları

– Darbe dönemi ameliyatları nasıl etkiledi?

Bazı transseksüeller Eskişehir’e sürgün edilirken özellikle eğlence sektöründe çalışan erkeklere çok ağır baskı, işkence yapılıyor ve çalışmaları engelleniyordu. Bu devrede translara, heteroseksüel olmayanlara artan baskılar nedeniyle ameliyat olması gerekmeyen eşcinsel olan bazı kişilere duvar adı verilen bir ameliyat yapılmaya başlandı.

– Nedir “duvar”?

Daha çok Beyoğlu’ndaki eğlence sektöründe çalışan eşcinsel kişiler polis tarafından hoş görülmüyor ve iş yerleri de zarar görüyordu. O kişileri kadın gibi göstermek için penislerinin kesildiği bir ameliyat yapılıyordu.

– Yerine vajina yapılmıyor muydu?

Yapılmıyordu çünkü o insanların vajinaya ihtiyacı yoktu, erkeklerdi zaten. İnsanlar da hayatta kalabilmek için bu korkunç ameliyatı yapmak zorunda kaldılar. Nokta’da bu konu kahramanları ile röportajlar yayınlandı.

‘Transseksüeller hastanede istenmeyen gruptu’

– Hastaneler yerine merdiven altı diye tabir edilen yerlerde mi yapıldı bu “duvarlar”? Tıbbi sorun yaşatan doktorlar şikayet edilebildi mi?

O ameliyatlar kayıt altına alınmadıkları için enfeksiyon ve kayıplara ilişkin hiçbir hak iddia edemiyorlardı. Üstelik çok daha fazla para ödüyorlardı. Bu dönem cinsel kimlik ile cinsel yönelim arasındaki fark bilinmiyordu, ilgilenilmiyordu da. Birçok solcu grup da “devrimden sonraya kalacak” konulardan biri olarak gördüğü için ilgilenmiyordu. Ben de o dönem doçent oldum, kendi hastalarımı görmeye başladım ve transseksüeller de gelmeye başladı.

– Neden siz gördünüz?

Kimsenin istemediği bir gruptu, bense istiyordum. Ne yapılacağı bilinmeyen vakalara açıktım. İngiltere’de, o zamanlar çok yeni olan davranış psikoterapisi de öğrenmiştim, muhtemelen bu nedenle de genç arkadaşlar bana yolluyordu. Bu yazının devamını oku

Reklamlar

İnterseks Vaka Çalışmaları

http://www.cosmosmagazine.com/features/intersex-case-studies/ adresinden Aligül Arıkan tarafından çevrilmiştir.

İnterseks Vaka çalışmaları

David Salt ve Zoe Brain

Batı dünyası cinsiyeti iki kategoriye ayırır. Gerçekte ise cinsiyet bir spektrumdur. Neden toplum ve hatta bilim bu insanların erkek ve kadın arasında bir yerlerde olduklarını anlamakta bu kadar zorlanır?

66857_271147656353178_1070282979_n (1)HERCULINE BARBIN (HERCULINE BARBARIN)

Doğumunda kadın cinsiyeti atanmış, skandal yaratan aşk ilişkisi ve sağlık muayenesinden sonra cinsiyeti erkek olarak tekrar atanan 19. yüzyılda yaşamış Fransız hermafrodittir.

Hayatına bir hermafrodit, dini bütün bir kız olarak Katolik yetimhanesinde başladı. Sınıf arkadaşlarının olgunlaşan bedenleriyle büyülenmiş bir şaşkın olarak ergenliğe girdi, sonra da okul müdiresinin tutkulu aşkı oldu. Bu aşk ilişkisi ortaya çıktıktan sonra erkek kategorisine sokuldu.

30 yaşında, yalnız ve kimsesizdi. 1868’de Paris’te bir çatı katında intihar etti. Etkili ve güzel, erotik hatıralarını Michel Foucault Fransa Kamu Sağlığı Bölümü arşivlerinde buldu. Barbin’in ölümünden önce ve sonraki vücudunu tarifleyen tıbbi grafiklerle birlikte yayınlandı. Bu yazının devamını oku

Bedenlerimizin ve Cins[iyet]lerimizin Patolojikleştirilmesine Karşı / Curtis E. Hinkle

toplumsal-cinsiyet11

Seksist bir Yutturmaca
Curtis E. Hinkle
Uluslararası İnterseksüeller Organizasyonu Kurucusu

(http://cevirieylem.tumblr.com/post/4012350540/bedenlerimizin-ve-cins-iyet-lerimizin adresinden alınmıştır)

Hepimiz bir yutturmacanın kurbanlarıyız. Cinselliğin ikili inşası (erkek/kadın), seksin ikibiçimli olduğu yanılsamasını yaratan tıbbi sosyal bir kurgudur. Bunu yaratmak için, tüm “anormallikleri” ortaya çıkarıldıkları an patolojikleştirme gereği ortaya çıkıyor.  Bu konuda, “atipik” [tipik olmayan] şeklinde kimliklendirilmiş tüm beden ve ruhları “normalleştirmek” ve kontrol altına alma rolü olan tıbbi ve psikiyatrik erk tarafından interseksüeller ve translar aynı alamete yerleştirildiler.

Ama eğer interseksüeller ve translar aynı tıbbi tedaviye başvururlarsa, interseksüalite, bilinçli bir rıza olmadan bu ikili yutturmaya ve tedaviyi onaylayan tıbbi tanıya itaat edecektir.

Bu yazının devamını oku

Taşralı salyangozun daşı dorpağı altın şehirdeki onur yürüyüşü maceraları vesaire

* Yürüyüşte burukluk duyduğum tek şey intersekslerle ilgili herhangi bir pankart ya da slogan olmamasıydı. Ama bu biraz da benim plansızlığım, tembelliğim ve çekingenliğimden kaynaklandı. Bunlar bir kenara, onur yürüyüşü çok mutluluk verici, çok güzel bir deneyimdi benim için.

* İstanbul’a indiğim ilk gün, ilk saatlerde çok bocaladım. Etrafta o kadar çok insan, o kadar çok ses, o kadar çok görüntü, yani kısacası o kadar çok uyaran var ki… İnsan detayları algılayamıyor önce, baktığımı göremiyorum filan diye düşündüm bir süre. Çok yorucu. Kronik panik atağa yakalanmak için Taksim bire bir!

* Patricia Piccini’nin “Hold Me Close To Your Heart”, “Beni Bağrına Bas” isimli sergisini de gördüm. Yaşadığım dandik kasabada nah görürdüm böyle güzel sergiyi, çok yorucu, çok bilmemne ama İstanbul böyle de ufuk açan, dünyayı ayağına getiren bir yer işte. Sergideki en sevdiğim bir kaç işin fotosunu yazının arasına serpiştiriyorum bu uzun yazının paragrafları arasında fotolarla soluklanırsınız. Bu yazının devamını oku

Salyangoz kardeşliği :)

Feministival sokak işgali, İstanbul Emek (Yeşilçam) sokağı. 8 mayıs 2011… devamı gelecek. başta Noirviolet ve Hikayeci olmak üzere, salyangoz kardeşliğine uzaktan – yakından destek veren herkese sonsuz teşekkürler 🙂

Çeviri: Cinsiyetimin Sırrı – Sarah GRAHAM

[ILGA-Avrupa dergisi Destination Equality Summer 2008 sayısından alınmıştır. Çeviri: Aligül Arıkan]

Yeni doğan interseks bebeklerin gerçek doğaları hakkında rutin olarak bilgi vermemek ve onları tertemiz dişi ve erkek kutular olarak kategorileştirmeyi üstlenmek birçok doktor için sıradan bir uygulamadır. Sarah Graham deneyimlerini aktarıyor…

Hepimizin duymaktan korktuğu cümleler vardır ve “Kansersin” cümlesi büyük ihtimalle bu listenin başında yer alır. Bunun söylenmesiyle birlikte çocuk sahibi olamayacağın da diğer cümledir. Sekiz yaşındayken jinekolog ebeveynlerime bu yıkıcı haberi verdi: seyrek görülen bir genetik durumumun olduğunu ve eğer yumurtalıklarım alınmazsa ergenliğe girdiğimde kanser olacağımı ve öleceğimi söylemiş. Bu yazının devamını oku

Çeviri: Bir İnterseksüel Olarak Hayatım – MAX BECK

[Çeviri: Aligül Arıkan]

Doğduğumda doktorlar anne babama ne olduğumu söyleyememiş: Kız veya oğlan olduğumu söyleyememişler. Bacaklarımın arasında “tam gelişmemiş fallus” ve “kaynamış dudaksı-testisimsi kıvrımlar” bulmuşlar. Testlerini yaptılar, soktular, dürttüler ve karnımı kesip açtılar, eşeysel bezlerimi çıkardılar sonra da patolojiye gönderdiler. Ebeveynlerim dışarıdaki, Manhattan’ın Şubat soğuğu kadar soğuk kalpleriyle, hissizleşmiş hastane kafeteryasında oturdular.

Tek istedikleri sağlıklı bir bebekti. Hamile olan veya hamile kalmak isteyen herkesin istediği bu değil midir?

“Kız mı bekliyorsun, erkek mi?”

“Sağlıklı olduğu sürece ne olduğu önemli değil.” Bu yazının devamını oku

‘YARADAN’IN YARATTIĞI BİR ŞEY..’

[Bu yazı 28 Ekim 2006’da BirGün Pazar’da yayınlanmıştır]

KÜRŞAD KAHRAMANOĞLU
kursadkahramanoglu@birgun.net

Çağlar Deniz 31 yaşında, bir buçuk yaşında bir kız çocuğunun babası, Marmarisli, ikiz bir erkek kardeşi ve bir ablası var ve kendisini “interseksim” diye tarif ediyor. Kürşad Kahramanoğlu, Çağlar’la söyleşti:

» Çağlar benimle buluşup konuşmayı kabul ettiğin için teşekkür ederim. Kendini interseks diye tanımlıyorsun; interseks ne demek?
14 yaşımda dış görünüşüm tamamen erkekti, ama bu ergenlik çağı döneminde birden bire göğüslerim büyümeye başladı. Her ne kadar annem ergenlik çağında erkeklerde olur böyle şeyler dese de bu öyle erkek göğsü büyümesi değildi. Göğüslerim bir kız çocuğu gibi büyüyorlardı, ayrıca vücudum diğer yaşıtlarım gibi kıllanmıyor, penisim büyümüyordu. Marmaris’te bir kadın hastalıkları uzmanına gittik. Bana o zamanlar bu doktor “sen çift cinsiyetlisin” diye izah etmişti! Bu yazının devamını oku

İnterseks: Toplumsal Cinsiyet Belirsizliği Hakkında Gerçekler

[Bu yazı 26 Mart 2010’da KaosGL’de yayınlanmıştır. Çeviri: Göze Orhon]

Bugün İngiltere’de ne tamamen erkek ne de kadın 30.000’den fazla “interseks” insan yaşıyor. Burada kendi hayatları üzerine konuşuyorlar.

Yunan düşünürü Diodorus Siculuş çift cinsiyetli mitik karakter Hermafrodit hakkında söyle yazmıştı: “bir kadın kadar güzel ve zarif bir bedene ve bir erkeğin niteliklerine ve gücüne sahip… bir tanrı olduğu söylenir. Ancak kimileri de böyle çift cinsiyetli yaratıkların birer ucube olduğunu ve bazen şeytan bazen de iyilik adına gelecekten haber verdiklerini iddia ederler.”

Tarih boyunca, hem erkeğin hem de kadının fiziksel özelliklerini taşıyanlar toplumun kendilerini ya garabet (The Lancet[1] 1834’te bir İngiliz hermafroditi “iğrenç bir görüntü” olarak damgalıyordu) ya peygamber (Kral Oedipüs ve Antigone’deki yarı erkek-yarı kadın karakter olan Tiresias bir kahindi) ya da her ikisi olarak görmesinden kendilerini kurtaramamışlardır. Genellikle mümkün olmayan tek şey, hayatlarını olağan biçimde sürdürmelerine izin verilmesidir. Bu yazının devamını oku

Cinsiyet Coğrafyasının Tampon Bölgesi: İnterseks

Kişisel bir deneyimin ışığında…

Güney Afrikalı atlet Caster Semenya ve sonrasında ABD’li pop şarkıcısı Lady Gaga dolayısıyla geride bıraktığımız sene “interseks” sözcüğüne magazin(!) gündeminde daha önce hiç olmadığı kadar çok rastladınız. Ama interseks bireyler sadece bir avuç sansasyonel haber malzemesi değil, aramızdalar, görünmezler, dilsizler. Queer dünyanın en az sözü edilen kesimi onlar.

Pek çoğu aramızda sıradan eşcinsel ya da heteroseksüel hatta evli barklı vatandaşlar olarak yaşıyor. Oysa ki hemen hemen hepsinin içinde zehir acısı bir öykü, beyhude inşa edilmiş bir travma yatmakta. Aslında, bu son cümlem bir varsayım, okuduklarımdan edindiğim bir izlenim, çünkü bugüne kadar kendimden başka bir interseks bireyle hiç yüz yüze karşılaşmadım! Belki de karşılaştım ama birbirimizi bilmeden, herhangi iki kadın sanarak devam ettik yalnız olduğumuzu düşünmeye. Ama yaşadıklarımdan yola çıkarak, hepimizin normalizasyon uğruna ne eziyetlere maruz bırakıldığını çok iyi biliyorum.

Anlatacaklarımla kendimi ifşa etmek, kendimi döküp saçmak, insanları ilgilendirmeyen detaylarımı paylaşmak ya da yeniden hatırlamak amacında değilim. Beni tıkayan, acıtan şeyleri kusmak, geride bırakmak istediğim için yazıyorum… ve bir interseks neler yaşar, neler hisseder bilmenizi istiyorum. Susmak bizi zehirleyen bir şey. Tek panzehiri ise konuşmak, bizi mahkûm eden, bastıranların üzerine, bunu beceremiyorsak benzerlerimizin üzerine kendimizi kusuvermek, “ben varım” demek. Bu yazının devamını oku