İnterseksüel ŞaLaLa

cinsiyet ve cibilliyetin kaygan zemini

Monthly Archives: Ekim 2011

Vegan salyangoz!

Bir insanın -kimliği ve devlet nezdindeki statüsü ne olursa olsun- hayvan öldürmemek, ölü hayvan yememek ile ilgili seçimine saygı göstermek zor olmamalı. Yeryüzündeki en politik iki şey, aynı zamanda insanın hayatta kalmak – neslini sürdürmekle ilgili iki temel içgüdüsü; cinsellik/cinsiyet ve yemek. Domuz eti konusunda herkes çok hassasken, ne yazık ki vejetaryen ya da vegan insanlar çoğu zaman küçümseniyor.

Ben iki aydır hiç bir hayvansal gıda ve başka ürün tüketmiyorum. Süt, yoğurt, et, peynir, deri, kürk bilumum hayvansal ürünü hayatımdan çıkardım (elbette kürkü hiç bir zaman kullanmamıştım). Kendimi gayet iyi hissediyorum.

Hikayemi anlatmaya gerekçelerimi sıralayarak başlamak istiyorum:
Bu yazının devamını oku

Reklamlar

TÜRCÜLÜK VE SEKSİZM

Yazıda bahsi geçen Premarin adlı at sidiğinden yapılma ilaç ergenlik dönemimde bana da içirildi. Başka intersekslerde ve menopoz dönemindeki kadınlarda da kullanılıyor. Yazı çok güzel, henüz yeni sayılabilecek veganlık yolculuğumla ilgili ben de konuyu seksizmle birlikte ele alan bir yazı yazmak istedim ama bu yazının kafamdaki bir çok şeyi zaten aktardığını ve zorla maruz kaldığım tıbbi müdahalelerde kullanılan ilaçtan da söz ettiğini görünce paylaşmak istedim.

Premarin adlı ilaç gebe atların idrarından yapılır. Kısraklar doğumdan hemen sonra tayların kendilerinden alınması amacıyla gebelikleri boyunca fiili prosedürlere maruz bırakılır ve esaret altında tutulurlar. Dişi atların üremeye yönelik döngülerinin bu şekilde saptırılması kadınlar için pazarlanan zararlı bir ilaç üretmeye yarar. Bu ilaç kadınları kendi doğal üreyici döngülerinin aslında hasta olduklarına dair anormal işaretler olduğuna ikna etme amacı taşır. Menopoz için bir tedavi olarak pazarlanan Premarin hem dişi atlara hem de kadınlara bir ilaç şirketinin çıkarlarını sağlamak adına zarar verir.

Kadınların ve hayvanların bu şekilde baskı altına alınması tekil olaylar değildir. Kadınlar ve hayvanlar topraklar ve çocuklarla beraber tarihsel bağlamda erkeklerin mülkü olarak görülmüşlerdir. Ataerkillik (yani hem politika hem de aile hayatının erkekler tarafından kontrol edilmesi durumu) ve pastoralizm (yani bir hayat tarzı olarak hayvancılık) tarihsel süreçte beraber ortaya çıkmış olup birbirinden ayrılamaz; çünkü aynı ideolojiler ve pratikler tarafından sürdürülmekte ve aklanmaktadır. Bu yazının devamını oku